Şehnaz Paçacı
kelebek gürültüsü

Tim’s – II –

26 Mayıs 2009 | Deli Karga

Rüyanın etkisinden kurtulması zor olmamıştı. Hem neden zor olsundu ki? İstediği zaman devamını görüp istediği yerde durdurabiliyordu rüyalarını. Sadece istemesi yeterdi. Spor için gerekli kıyafetlerini ve donanımını alarak doğruca Güzelyalı sahiline indi.Sahil, apartman günlerinde aldıkları kiloları verme telaşındaki orta yaş üstü teyzeler, okuldan kaçıp sevgilileri ile takılan liseliler ve ağır metal birikimine haiz kefalleri avlayanlarla dolu idi. Deniz, sevgilisine küsmüş bir aşık gibi sessiz ve durgundu. Sanki bir gece önceden devasa bir ütü dolaşmıştı dalgaların üzerinde. Kimbilir kaçıncı defa dinlediği playlisti açarak hafif tempolu olarak koşmaya başladı. Her attığı adımda ayağının altındaki beton parkur sanki tartan pistmişcesine eşlik ediyordu. Şans mı yada ruhunun yansıması mı diye sorulması gereken bir soru karşılığında playlistteki ilk şarkı Başıbozuk grubundan Bizden Geçti idi.
Evet diye düşündü.
Bizden Geçti,
Sizden Ne haber?
Kanıtlayabilirim size öldüğümü…
Şöyle bir zihnini yokladı. Kaç kez ölmüş ve kaç kez dirilmişti. 5’ten sonra saymayı bıraktığı için iyiliştirdiği ve dolayısıyla da öldürdüğü katillerin sayısını bulamadı. Aslında bulmak da istemiyordu. Saatine baktı, 09:05’ti saati. Sırılsıklam olmuştu terden. Soluklandı biraz ve etrafına dikkat kesildi. Mustafa Kemal Sahil Bulvarında araçlar yine hız yapıyordu. Hiç akıllanmayacağız dedi kendi kendine. Sporunun ilk aşamasını bitirmişti. Şimdiki istikameti Bahçelievler’deki spor salonu idi ve önünde koşulacak bir parkur ile Karantina’nın yokuşları vardı. Dinlediği şarkıyı durdurarak Timur Selçuk’un 80’lerin başında okuduğu Attila İlhan’a ait Karantina’lı Despina şiirini okumaya başladı. Bir yandan da Karantina yokuşlarını koşarak çıkıyordu. Spor salonuna hocası ile eşzamanlı olarak girmişti. Isınma hareketleri ve ağırlık çalışmalarını bitirdikten sonra kendisi için önemli olan yakın döğüş egzersizlerine geçmişlerdi. Salondan çıktığında saat 12:30’du. Evine yürüyerek giderken çevresindeki insanları incelemeye başladı. Her birinin ayrı ayrı toz pembe hayalleri vardı ve kimilerinin pembesi uçuyor ellerinde sadece tozları kala kalıyordu hayallerin. Radyoyu bir daha dinlemeyeceğim dedi; şu yeni D.A. parçası diline yer etmişti çünkü. Tüm bunları düşünürken evine geldiğini farketti. Doğruca banyoya girdi ve soğuk suyun altına attı kendini. Soğuk su ile duş almayı yaz kış hiç bırakmamıştı küçüklüğünden bu yana. Ve evet hakikaten bu duş çok iyi gelmişti. Bir sonraki durağı mutfağı olmuştu. Güzel bir kahvaltı hazırladı kendine. Şımartmayı seviyordu hem kendini hem de hayatındakileri. Kahvaltı aşamasından sonra salonunda hilal şeklinde konuşlandırdığı kanapelerinin arkasındaki hazinelerinin arasından geçen hafta alıp da bir solukta son aşamasına kadar okuyup da tamamlayamadığı Burak Turan’a ait Metruk kitabını okumaya başladı. Kitabı okumaya başladıktan bir süre sonra geçmişten gelen anılarına ev sahipliği yapmaya başlamıştı beyni:
14 yaşında idi. Ailesi ile beraber İzmir’in yakıcı ve yapış yapış neminden kaçarak yazlığa gitmişlerdi. Yazlıktaki videodan porno izliyorken görmüştü kendini. Yeni uyanan cinselliğini teselli etmeye çalışıyordu. Bu sırada kapı çalınmış ve yan yazlıktaki üniversiteli hatun karşısına dikilmiş kapıyı açar açmaz dudaklarına yumulmuş ve zaten erekte halde bulunan erkekliği ile oynamaya başlamıştı ex Kemal’in. Dakikalar geçmeden hanım kızımız Kemal’in kucağında saçlarını savuruyor ve iniltiler içerisinde doyuma ulaşıyordu. Hemen arkasından da Kemal. Ve bu sevişmeleri 1 sefere mahsus değildi. Ardarda 2 kez daha birlikte olmuşlardı.
Herşey olup bittikten sonra hanım kızımız bu konuyu sorun etmemesi gerektiğini söylemiş; bu davranışının sebebi olarak da kendisini aldatan sevgilisinden intikam almak olarak açıklamıştı bu garip sex maratonunu. Hatun Kemal’e kocaman bir öpücük vererek evden çıktıktan 15 dk sonra da ailesi eve gelmişti. Zamanlama süperdi. Ağzı kulaklarında idi Kemal’in. Banyosunu yapıp akşam yemeğini yedikten sonra akşam serinliğinde biraz dolaşmak amacıyla gezmeye çıktı. Yola çıktığında ilerideki kalabalık dikkatini çekmişti. Koşarak kalabalığın arasına karıştığında yerde yatan 5 yaşındaki kız çocuğunun donuk gözleri bir damla yaş ve kanla ona bakıyordu. Küçük kızın cansız bedeni yanında diz çökerek elini alnına koydu. Şimdi kızın beyninde idi. Babasından aldığı doğan görünümlü şahiniyle hız yapan 17’lik sürücü kendisine çarpmış ve kaçmıştı.
İlk darbenin şiddeti ile minicik bedenin etleri ve kasları ezilmiş hemen akibinde de kemikleri kırılmıştı. Bir an için havalanmış, uçmanın ne güzel olduğunu ve bir kuş kadar özgür olmanın ne kadar mutluluk verdiğini hissetmiş ama yerçekiminin o kaçınılmaz etkisi nedeni ile yere kafa üstü çakıldığında kemiklerinin birbirine geçtiğini ve kafatasının kırılarak beyninin dağıldığını tarifi olmaz bir acı ile öğrenmişti. Hayat ne kadar acımasız bir öğretmendi. Zaten iç kanamadan dolayı da göğüs boşluğunda kandan bir okyanus büyüyordu. Ve bir kuşun kanadında göndermişti nefesini.
Timur, nefesinin ve çektiği acının da beraberce azaldığını farkettiğinde adının Emel olduğu öğrenilen küçük kızın önce parmakları sonrasında da elleri hareket ederek can yakan bir haykırışla anne diye tekrar nefes almaya başlamıştı.
Kalabalık donmuştu, herşeyi bir film edası ile izlerken aklı yerine gelenler küçük kızı kan gölünün ortasından uzaklaştırmışlardı bile. Şimdi tek bir sorunları vardı:
Yerde yatan Timur ne olacaktı…

Devamı gelecek…




gerekli



gerekli - ama yayımlanmaz


Yorumunuz:

Gözlerini açtığında donmak üzere idi. Üzerini beyaz bir örtü kaplıyordu. Kendi kendine “Ulan; yan yattık, temmuzun ortasında kar altında kalıp donarak ölmek de varmış kaderde” diye söylendi. Birden bulunduğu yerin kar altında olmayıp da kapalı bir bölme olduğunu farketti. Morgda idi, ve bir an önce çıkması gerekli idi. Klostrofobisi vardı çünkü.Var gücü ile çıkarabildiği kadar [...]

Bir önceki yazı

Bundan sonra deli karga da sehnaz.net’te yer alacak, denemelerini, Tim’s'in hikayelerini yayınlayacak.

Hoşgeldin deli karga!

Bir sonraki yazı