Şehnaz Paçacı
kelebek gürültüsü

Tim’s – I –

26 Mayıs 2009 | Deli Karga

Gözlerini açtığında donmak üzere idi. Üzerini beyaz bir örtü kaplıyordu. Kendi kendine “Ulan; yan yattık, temmuzun ortasında kar altında kalıp donarak ölmek de varmış kaderde” diye söylendi. Birden bulunduğu yerin kar altında olmayıp da kapalı bir bölme olduğunu farketti. Morgda idi, ve bir an önce çıkması gerekli idi. Klostrofobisi vardı çünkü.Var gücü ile çıkarabildiği kadar yüksek ses çıkartmaya başladı. Umudu görevlilerin bir an önce sesini duyması idi. Talihi yanında olacak ki bir görevli beti benzi atmış bir şekilde onu bulmuş özgürlüğüne kavuşturmuştu. Ertesi gün bu olay yerel gazetede mucize diye –çünkü ölümünün üzerinden nerede ise 8 saat geçmişti– yayınlanmış ve o yayından sonra evinin telefonları susmak bilmez olmuştu. Diğer gazeteler ve haber kanalları onunla röportaj yapmak istiyorlardı. Ama O, göz önünde bulunmak istemiyordu. Hemen bir plan yaptı ve soluğu doğruca kimsesizler mezarlığında aldı. Kendi boyuna uygun yeni gömülen bir cenazeyi ebedi istirahatgahından çıkartarak evine götürdü. Gerekli düzeneği kurarak kimsenin bilmediği 2. evine gidebilmek için ardında yanan evi bırakarak kimseye görünmeden evden uzaklaştı. Olay adli makamlar tarafından doğal gaz patlaması olarak nitelendirildi ve evin külleri ile karışan külleri ailesine ait mezarlığa gömüldü.
Evine girdiğinde yaptığı ilk iş nüfus idaresindeki buğday tenli fıstığını aramak olmuştu. Kendisine bir iyilik yapıp yapamayacağını sormuş ve 15 dk.lık pazarlık sonucunda yeni kimliğini hazır hale getirmişti. Yapacağı tek şey fıstıkla ateşli bir gece geçirmekti. Aslında işine geliyordu ama bu tempo dinlenme imkanı bulamayan birine ağır gelmişti ve fıstıpın banka hesabına yüklüce bir para göndermişti. İyi ki dedi kendi kendine kardeşimin adına açılan hesapta bir miktar ihtiyat akçesi tutuyorum…Ve sonra derin bir uykunun kollarına kendini bıraktı. Herzaman tekrarlayan rüyayı görmeye başlamıştı yine. Bilseydim yanıma patlamış mısır ve bira alırdım uyumadan önce diye düşündü. Evet, rüyasına hükmedebilenlerdendi ama ne hikmetse bugün tekrar izlemeyi tercih etmişti rüyasını:
Doğumunu gördü; bir kadir gecesinde doğmuştu. Ailesi sevinç içinde idi ne kadar kutlu bir doğumdu bu. Bu kutlu doğumun bir hediyesi de vardı dünün Kemal’i bugünün Timur’una: Tedavisi mümkün olmayan hastalıkları iyileştirebiliyordu. Daha da önemlisi yeni ölen birini bile diriltebiliyordu. Ama her güzel şeyin bir karşılığının olduğu gibi bu iyileştirme yetisinin karşılığı da Ölümdü… Tedavi ettiği hastalığın şiddetine göre bazen 1 saat kimi zaman da 1 gün ölü halde kalıyordu…
Sonra ilk tedavisini gördü: Dedesi kolon kanseri olmuştu ve O’nu iyileştirmişti. Daha 6 yaşında idi o zaman. Dedesini iyileştirdikten 1 saat sonra gözleri kararmıştı. Gözlerini açtığında başucunda siyah bir panter vardı. O’na korkmaması gerektiğini bundan sonra iyileştirdiğ her insandan sonra buraya sık sık geleceğini, geri dönebilmesinin kendisine verilen görev yada görevlerin yerine getirmesinden başka bir şartı olmadığını anlattı. Görevler son derece basitti:
Panterin onunla konuşması bittikten sonra gözlerinin önüne tüm bilgileri gelen kişiyi öldürmeliydi. Bu kadar basitti işte…
Sonra ilk kurbanını gördü hamile bir kadın. Olmaz, yapamam dedi. Ben daha 6 yaşındayım nasıl birini öldürebilirim ki? Cevap hiç gecikmeden geldi: Yaşamak için öldürmelisin ve bu; senin için bebekken altını doldurmaktan çok daha kolay olacak inan bana… Sonra yola koyuldu. Etrafı ölen insanlarla dolu idi. O zaman anladı; bulunduğu yer Katillerin Şehri idi. Ve burada hiç birşey cezasız bırakılmıyordu İlahi adalet tarafından…Hamile kadına yavaşça yaklaştı. Elinde nasıl kaldırdığına bile inanamadığı bir balta vardı. Havada baltayı bir tam tur attırdıktan sonra kurbanının boynuna indirdi. Balta olanca hızı ile kadının boynunun sağ tarafından deriyi, kası ve damarları yırtarak girmiş; omurgayı parçalayarak sol tarafa doğru yaptığı yolculuğuna devam etmiş yine damarları kası ve deriyi yırtarak sol taraftan çıkmıştı. Bu ilk olmasına rağmen büyük bir haz duyuyordu görevinden. Sonra vücuttan ayrılan başı tekmeleyerek kadını sırt üstü yatırdı. Kan koyu kıvamlı bir şerbet gibi usul usul akıyordu vücuttan. Sonra silahını tekrar kaldırdı. Balta indiğinde bu seferki hedefi kadının karnındaki bebekti. İşini sağlama almak istiyordu çünkü. İlk darbede bebeği ortaya çıkartmış ikinci darbeyi de kırılan kemik seslerini duymak için göğüs kafesine indirmişti. Terini silerek kurbanlarının kanından bir damlayı tatmış ve o anda da gözlerini açmıştı. Ailesi onu izliyordu…

Dilinde kan tadı ile uyandığında sabah saat 07:30’du ve spor yapması gerekiyordu….

Devam edecek…


“Tim’s – I –” hakkında 1 yorum var

[...] sonra deli karga da sehnaz.net‘te yer alacak, denemelerini, Tim’s‘in hikayelerini [...]




gerekli



gerekli - ama yayımlanmaz


Yorumunuz:

– 2005 –

Bir gün görmüşlüğün etkisinde, bir güne ömür adanan, bir gün görmüşlüğümün hazinesiydi sakladığım içimde görüleni sen olan… Adımların izinde patika bir yol bu.. Yol bu, adım mı takip eder, ayak izleri mi yola konuk belli değilken yazılan bir öykü müdür hayat? Olmamalıydı! Bir tesadüf zinciri olmamalıydı yaşananlar, acınanlar… Canına düşkünlüğümdü sanırım ki daha [...]

Bir önceki yazı

Rüyanın etkisinden kurtulması zor olmamıştı. Hem neden zor olsundu ki? İstediği zaman devamını görüp istediği yerde durdurabiliyordu rüyalarını. Sadece istemesi yeterdi. Spor için gerekli kıyafetlerini ve donanımını alarak doğruca Güzelyalı sahiline indi.Sahil, apartman günlerinde aldıkları kiloları verme telaşındaki orta yaş üstü teyzeler, okuldan kaçıp sevgilileri ile takılan liseliler ve ağır metal birikimine haiz kefalleri avlayanlarla [...]

Bir sonraki yazı