Şehnaz Paçacı
kelebek gürültüsü

Süt Oğlan Marul

02 Şubat 2010 | Sarhoş Kelebek

Sevgili Alev, geçen yaz taa İstanbul’dan getirmişti seni bize, 12 ağustostu, öğleden sonraydı, hatırladın mı minik yavrum? “Oha demiştim “bu mu minik Bayram?” Kocaman olmuş bu. Daha sonra sen bir saksıya bir koltuğa zıplamaya, koklaya koklaya alışmaya başlamıştın. Sonra Alev annen Ökkeş ve Armut abinin yanına dönmüştü, bizbize kaldık, sen bahçeyi, çimeni, açık havayı, gezmeyi tozmayı öğrenmeye başladın. Gezdikçe sevdin, sevdikçe de gezdin. Kahvaltını edip hemen bahçeye çıkıp minik sevgilin beyaz kızımızla oynuyordun, sonra öğle uykusu için eve geliyordun. Dinlendikten sonra bir çıkıyordun dışarı taa akşam yemeğine kadar oynuyordun. Ben hasta olduğumda battaniyemin altına girip beni ısıtmaya çalışmanı, bacaklarımın arasına yatıp bütün sıcaklığını hissetmemi sağlamanı unutamıyorum.

Bazen seni koridorda kıstırıp sevdiğimde karşı koyar gibi yapıyordun, ben de küsmüş gibi.. Hemen arkamdan koşup bacaklarıma sürtüne sürtüne “o sevginin geri kalanını da istiyorum” diye tepeme çıkıyordun. Beni kızdırınca sana bağırdığım zamanlar arkama dönüp gidince bacaklarıma iki elinle sarılarak atlıyordun ki bu da senin bana kızma gösterindi. Canımı acıtıyorsun diyip kızmam gerekirdi ama yapamıyordum o anlarda daha bir sevimli oluyordun, daha bir komik bakıyordun gözümün içine. Minik Ece’yle her oyununuz görsel bir şölen oluyordu bize, kızsan da sesini çıkarmıyor, koca patilerinin içinde tutuyordun hep tırnaklarını. Arada bir seni çok mıncıkladığım için kızıyordun, oyun kazası yaşıyorduk, 2 ay önce elime attığın imzan duruyor hala…
Sen geleli daha 5,5 ay olmuş süt oğlum, Marul’um. Ama sanki çok uzun zamandır arkadaşmışız gibi seviyordum seni. Bazen televizyonun karşısına geçip izliyordun, bazen ben izlerken gelip başını dizime koyup mırıl mırıl uyuyordun. Bir jelatinin çıkardığı o hışır hışır sese, bir de cipse dayanamıyordun. Tuzlu diye vermek istemezdim her seferinde ama o kadar masum ve bir o kadar da yalvararak bakardın ki, azıcık payını alırdın sonunda sen de. Ben 5,5 aydır hiç bir yemeğimi sensiz yememişim. Mesela Can’la kahvaltı edemezdik bazen, seninle karşılıklı kahvaltı ederdik. Can gidipte evde yalnız kalınca bana arkadaşlık ederdin sen, hele yazın ne çok birlikteydik, korksam sana sarılırdım. Koltuğun üstünde uyuya kaldığında odana götürmek için kucağıma alınca hemen yüzünü bana çevirir, bebek gibi yatardın kucağıma… İlk günlerinde benim koltuğuma oturuşun ve ayaklarınla ittire ittire beni koltuktan atışın vardı ya, çaktırmıyordum ama çok seviyordum.
Alt tarafı kedisin Marul, hani seni, sizi anlayamayanlar öyle derler ya.. Alt tarafı kedisin…

Sen gittiğinden beri yağmur durmuyor Marul, sen dün gittin, ben gece çok korktum Marul. Sen gittiğinden beri uykumda, uyanıkken, kahvaltıda, zeytinyağlı domateste, Ece’nin oyuncaklarında…
Her yerdesin Marul…

Ökkeş abinin Alev ablandan ayrıldığı günü hatırladın mı Marul, “Alev ablan çok üzgün, kulaklarını onun için öpüyorum şimdi” demiştim, sen anlamıştın biliyorum. O kadar anlamlı bakıyordun ki…
Sana bir ara kardeş getirmiştik, bik bik kız, Polen… O çok erken gitmişti, sen onu iyileştirmek için sevmemene rağmen, sürekli devrilen kafasını kaldırmaya çalışmış, sakinleştirmek istemiştin onu.
Sen beni iyileştirmek için koluma yatıp patilerin avucumda uyumuştun. Sen beni iyileştirdin ama ben seni iyileştiremedim Marul’um, bilemedim meğer hastaymışsın, bilemedim meğer çok dayanıklıymışsın, son güne kadar bana bir kere bile anlatmamışsın.
Seni bu kadar sevmemeliydim biliyorum, çünkü sonunda hep üzülen olurum. Ama senin sonla bir işin olmadığını biliyordum. Bebeğimdin ki, bırakıp gitmezdin. Zaman zaman kulağına fısıldardım, “sakın uzaklaşma Marul” derdim, “gitme buralardan, her gece mutlaka eve gel” derdim. Bir gece saat 2′ye kadar dışarıda kalmıştın, seni balkonun önünde bekledim, korktum. Şimdi hiç yoksun…
Bilemedim ben Marul, hasta olduğunu anlayamadım, bunun için affet beni. Sen beni iyileştirdin kaç defa, ben seni bir defa iyileştiremedim… Ve gittin, yumuşacık, sessizce, uzak…

Ben sana daha o sevdiğin plastik topu verecektim, biten ip makarasıyla oynacaktık bir ara evde kimse olmayınca, çıkan sesten kimse rahatsız olmayacaktı. Daha yaz gelecek Alev ablan gelecekti, belki Armut’la beraber gelirlerdi. Oynardık bahçede, hem de Karbon ablanla beraber. Daha sana kız bakacaktık, bebeklerin olacaktı.
Daha çok uzun zaman beraber olacaktık Marul.
Daha çok, açık kalan kapıyı ittirerek yatağımıza zıplayıp aramıza yatacaktın.
Ben seni her gece kucağımda sallaya sallaya yatağına yatıracaktım.
Bu kadar erken gitmeyecektin Marul!
Bak Ece de soruyor: “Marul neden gittin?”
Orada Ökkeş abini bul olur mu, sarıl ona yine, sakın üşüme, sevmezsin hiç soğuğu biliyorum. Ökkeş abini de öp olur mu?

Umarım Buluşmuşsunuzdur Bir Yerlerde!

Hep gidenlerin ardından yazmaktan çok yoruldum Marul, sana yazmaksa öyle zor ki! Bir çizik daha atıldı kalbime, elimdeki izlerinin katma değeri. Böyle böyle eskiyor demek ki kalp, çizile çizile, paramparça… Özlüyorum Marul…

Süt oğlan, Marul’um..
Keşke gitmeseydin…
Çok sevdik biz seni Can’ımla…
Keşke gitmeseydin…

Patilerinden, alnından, kulağından öperim oğlum…
Uyu şimdi, masumca…


“Süt Oğlan Marul” hakkında 2 yorum var
Avatar
Netvitrinim

harikaaaa


Avatar
Şehnaz Paçacı » Şehnaz Paçacı

[...] de hala içimizde Marul var, özlüyorum çok. Ama kimseye [...]




gerekli



gerekli - ama yayımlanmaz


Yorumunuz:

Sevgili eşim Can Paçacı yeniden Sosyal Radyo’da yayına başladı. Can mutlu, ben mutluyum, umarım siz de yayınları beğenirsiniz.

Bir önceki yazı

Yıllarca herkesten “İzmir’in kızına da havasına da güven olmaz” lafını duydum. Kızlarının aslında ne kadar dürüst ve güvenilir olduğunu bilenler çok iyi biliyor. Havasına gelince; gayet sıcakkanlı kendisi. Sadece sistematiğe alışmak gerekiyor; ilk ve sonbahar aylarında evden çıkarken ince bir hırka almak hasta olmaya engel. Yazın vücudun doya doya nefes aldığı, titil tiril giysilerin zamanı. [...]

Bir sonraki yazı