Polen’im

11 Eylül’de bahçedeki minik havuzda boğulmak üzere bulduk Polen’i, ufacıktı, sırılsıklamdı, çok aç ve yorgundu minicik kedi. Hemen hemen 2 haftalık bir yavruydu. Ya annesi bırakıp gitti, ya yolunu kaybetti bilemiyorum ama bir şekilde kendini bize duyurmak için o kadar çabalamıştı ki bitap düşmüştü yorgunluktan. Kuruladık, karnını doyurduk, gerekirse tuvaletini bile yaptırdık bebeğin. Sonraki bir kaç günde epey toparladı kendisini, kocaman oldu. Koca göbeği iyice büyüdü, zıp zıp zıplamaya başladı her tarafta. Uzun zamandır, hatta çocukluğumdan beri yavru kedim olmamıştı, hep büyük kedilere bakmıştım. Bu kadar sevimli olabileceğini bilmiyordum. O’na bu kadar bağlanacağımı ise hiç düşünmemiştim. Maması, oyun saati derken bütün günüm beraber geçiyordu. Üstüme tırmanıyor, minik patileriyle oyunlar yapıyordu. Polen dedik biz O’na aile kararıyla, ama ben hep Sütlü Nuriye dedim, çok tatlıydı ve biberondan emzirirken her tarafı süt oluyordu, kendisi beceremediği için de biz temizliyorduk. Bir yandan da bizim Marul’la birbirlerine alışmaya başladılar ve oyunlar arttı, gününün neredeyse yarısını balkonda güneşlenip uyuyarak geçirmeye başladı. Bizdeki üçüncü haftasını doldurduğunda İstanbul’a gittik ve iki gün sonra bir telefon aldık. Minik zıp zıpım gitmişti. Sessizce, masumca..Yarım saat içinde.. Başını yana devirip, uykuya dalar gibi.. Gitmiş.. Bik bik kızım, iyi uykular sana..
Şehnaz Paçacı » Şehnaz Paçacı » Süt Oğlan Marul
02 Şubat 2010, Salı saat 19:39
[...] biliyorum. O kadar anlamlı bakıyordun ki… Sana bir ara kardeş getirmiştik, bik bik kız, Polen… O çok erken gitmişti, sen onu iyileştirmek için kafasını kaldırmaya [...]