<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Şehnaz Paçacı &#187; Deli Karga</title>
	<atom:link href="http://sehnaz.pacaci.org/category/deli-karga/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sehnaz.pacaci.org</link>
	<description>kelebek gürültüsü</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Sep 2010 07:50:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Tim&#8217;s &#8211; III</title>
		<link>http://sehnaz.pacaci.org/tims-iii-08200906</link>
		<comments>http://sehnaz.pacaci.org/tims-iii-08200906#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Jun 2009 09:14:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şehnaz Paçacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deli Karga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sehnaz.pacaci.org/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[Timur gözlerini açtığında yine O vardı yanında ve fısıldıyordu usulca: Cinnetime gelin mavi şaraplarımdan için Bambaşka başkalıklar içindeyim Bir deliyim ben önümde eğilin Aşkın yolu tektir denir Onu bulmak isteyen benimle sevişir Derin bir nefes alın, rahatlayın ve kendinize gelin Gökyüzünde uçan kuşlar var İçinizdeki uçurumun ortasından geçin Bakın bir tüy kadar hafiflediniz artık Şimdi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Timur gözlerini açtığında yine O vardı yanında ve fısıldıyordu usulca:<br />
Cinnetime gelin mavi şaraplarımdan için<br />
Bambaşka başkalıklar içindeyim<br />
Bir deliyim ben önümde eğilin<br />
Aşkın yolu tektir denir<br />
Onu bulmak isteyen benimle sevişir<br />
Derin bir nefes alın, rahatlayın ve kendinize gelin<br />
Gökyüzünde uçan kuşlar var<br />
İçinizdeki uçurumun ortasından geçin<br />
Bakın bir tüy kadar hafiflediniz artık<br />
Şimdi düşümdeki karanlığa takılın<br />
Beklemeden girin oraya<br />
Derin bir kuyu var sakın korkmayın<span id="more-241"></span><br />
Kendinizi kuyunun içine bırakın<br />
Sonsuzluk ayracıdır onun adı<br />
Kavrayıp kucaklayacak, aklınızı alacak tadı<br />
Ama sakın gözlerime bakmayın<br />
Gözyaşlarımdan düşüp ölürsünüz ağlarsam sonra<br />
Alacalı bir gezegen çıkacak karşınıza<br />
Terazi şeklinde<br />
Bir kefesinde dünya ötekinde şeffaf bir balon<br />
İçinizden dilsiz olanı dudaklarındaki dikenle ısıracak<br />
O balonu ve patlatacak<br />
Dünya boşluktaki sesin genişleyen ritmine karışacak<br />
Yabani aşklar adına kutsuyorum seni insan başlı yılan<br />
Isır bedenimi ve akıt zehrini kanımdaki şehvete<br />
Bir kertenkele kuşu olup konayım<br />
Yıldız evlerinin bahçelerine&#8230;<br />
Sakıncalı bir düş benimkisi<br />
Gerçek ötesi bir romanımdan alıp getirdiğim&#8230;</p>
<p>Uyandın mı ey oğul dedi, sesindeki garip tonla.</p>
<p>Uyanmıştı ama kan dolu katil dolu bir dünya idi uyandığı.</p>
<p>Bana edebiyat parçalamayı bırak da görevimden bahset dedi panter’e. Acele etmeli idi neticede kansız boşa geçen her an sevdiklerinden belki de sonsuza dek ayrı kalacağı anlamına geliyordu ve bunu aklına getirmek dahi istemiyordu. Neticede o daha hayatının baharındaydı ve 14 yaşında biri ölebilirmiydi ?! Ne zaman ölse biri, doğmaktadır sevdikleri cümlesini tekrarlayarak sormuştu bu soruyu pantere.</p>
<p>Fakat O’nu daha doğrusu sorusunu dinlemeyen Panter kurbanı hakkında bilgi vermeye başlamıştı bile:</p>
<p>Sürekli siyah giyinen, kanı çok seven, görünüm olarak eric draven ile dreami andıran yapıda, yanında sürekli olarak sadece onunla konuşan bir tilki ile karga bulunan; bundan ötürü de çocuklara masallar yazan meşhur fabl yazarının ismi ile hitap edilen biriydi.</p>
<p>Bu seferki çok eğlenceli olacak diye düşündü Timur ve aklındaki diğer soruyu sormasına bilen gerek kalmadan cevabını aldı panterden:<br />
Evet, istediği kadar katil öldürebilirdi. Ve bu haber bıyıkları yeni terleyen bu gencin çok hoşuna gitmişti.</p>
<p>Bay masalcının hangi barda olduğunu öğrenmiş ve elinde bayıltıcı silahla pusuya yatmıştı. Talihi açık olduğundanmıdır bilinmez saatlerce beklemesine fırsat bırakmadan masalcı kapıda görünmüştü. Yalnız kalana kadar bekledi ve felç eden ilaçlı oku kurbanının ensesine tek atışta sapladı. Bedeninden beklenmeyecek bir güçle masalcıyı geride yıkıntıları kalmış camiye götürdüğünde kimse onu görmemişti. Yıkılmasına rağmen mihrabı yerinde duran! caminin karanlık bir köşesinde idi şimdi. Kurbanını önce ellerinden duvara çiviledi. Sonra da ayaklarını. Tuhaf geliyordu bu durum.İsa’nın çarmıha gerilmesi gibi birini camide çarmıha germek ve bu şekilde bir katliama girişmek.</p>
<p>Katliamdı çünkü masalcının yanındaki hayvanları da__ki tilki ile karga değillerdi O’na yardımcı olan adamları idi__öldürmüştü. Güzel bir şekilde kurbanını sabitledikten sonra nefes alıp verişini kontrol etti. Evet, nefes alıyordu. Bu önemliydi çünkü acı çekmesini istiyordu, tıpkı katlettiği insanlar gibi O da acı çekecekti.<br />
Bir hilal şeklinde dizmiş olduğu ve doğruca kurbanının topuklarına doğru ilerleyen benzin ile ıslattığı saman destesini yaktı. Alevler hızlı bir şekilde kurbanına doğru ilerlerken alevlerden ucunu yaktığı okları da masalcıya doğru atmaya başlamıştı. Ağzını diktiği masalcı alevlerin topuğunu yakarak yukarı doğru ilerlerken kabarcık kabarcık olan derisinin acısından çok yanan bir halde sağ baldırına, sol koluna, omuzlarına ve vücudunun onu öldürmeyecek yerlerine saplanan yanan okların acısının derdine düşmüştü. Yalvaran bir ifade ile Timur’a bakıyordu.</p>
<p>Timur’sa kendinden geçmiş bir halde elindeki oklardan birini masalcının beynine diğerini de kalbine göndermişti bile.</p>
<p>Şimdi olduğu yerden izliyordu eserini. Işıl ışıl aydınlatıyordu masalcının cesedi ve başka bir koku katıyordu Katiller Şehrinin kan kokusundan başka bir koku duyulmayan gökyüzüne.</p>
<p>Kapının çalan zili Timur’u ziyarete gelen anıları ait oldukları yere gönderdiğinde saat 19:03&#8242;tü&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sehnaz.pacaci.org/tims-iii-08200906/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Deli Karga</title>
		<link>http://sehnaz.pacaci.org/deli-karga-26200905</link>
		<comments>http://sehnaz.pacaci.org/deli-karga-26200905#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 23:08:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şehnaz Paçacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deli Karga]]></category>
		<category><![CDATA[Sarhoş Kelebek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sehnaz.pacaci.org/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Bundan sonra deli karga da sehnaz.net&#8216;te yer alacak, denemelerini, Tim&#8217;s&#8216;in hikayelerini yayınlayacak. Hoşgeldin deli karga!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan sonra <a href="http://sehnaz.pacaci.org/category/deli-karga">deli karga</a> da <a href="http://sehnaz.pacaci.org">sehnaz.net</a>&#8216;te yer alacak, denemelerini, <a href="http://sehnaz.pacaci.org/tims-26200905">Tim&#8217;s</a>&#8216;in hikayelerini yayınlayacak.</p>
<p>Hoşgeldin <a href="http://sehnaz.pacaci.org/category/deli-karga">deli karga</a>!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sehnaz.pacaci.org/deli-karga-26200905/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Tim&#8217;s &#8211; II &#8211;</title>
		<link>http://sehnaz.pacaci.org/tims-ii-26200905</link>
		<comments>http://sehnaz.pacaci.org/tims-ii-26200905#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 23:07:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şehnaz Paçacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deli Karga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sehnaz.pacaci.org/?p=202</guid>
		<description><![CDATA[Rüyanın etkisinden kurtulması zor olmamıştı. Hem neden zor olsundu ki? İstediği zaman devamını görüp istediği yerde durdurabiliyordu rüyalarını. Sadece istemesi yeterdi. Spor için gerekli kıyafetlerini ve donanımını alarak doğruca Güzelyalı sahiline indi.Sahil, apartman günlerinde aldıkları kiloları verme telaşındaki orta yaş üstü teyzeler, okuldan kaçıp sevgilileri ile takılan liseliler ve ağır metal birikimine haiz kefalleri avlayanlarla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rüyanın etkisinden kurtulması zor olmamıştı. Hem neden zor olsundu ki? İstediği zaman devamını görüp istediği yerde durdurabiliyordu rüyalarını. Sadece istemesi yeterdi. Spor için gerekli kıyafetlerini ve donanımını alarak doğruca Güzelyalı sahiline indi.Sahil, apartman günlerinde aldıkları kiloları verme telaşındaki orta yaş üstü teyzeler, <span id="more-202"></span>okuldan kaçıp sevgilileri ile takılan liseliler ve ağır metal birikimine haiz kefalleri avlayanlarla dolu idi. Deniz, sevgilisine küsmüş bir aşık gibi sessiz ve durgundu. Sanki bir gece önceden devasa bir ütü dolaşmıştı dalgaların üzerinde. Kimbilir kaçıncı defa dinlediği playlisti açarak hafif tempolu olarak koşmaya başladı. Her attığı adımda ayağının altındaki beton parkur sanki tartan pistmişcesine eşlik ediyordu. Şans mı yada ruhunun yansıması mı diye sorulması gereken bir soru karşılığında playlistteki ilk şarkı Başıbozuk grubundan Bizden Geçti idi.<br />
Evet diye düşündü.<br />
Bizden Geçti,<br />
Sizden Ne haber?<br />
Kanıtlayabilirim size öldüğümü…<br />
Şöyle bir zihnini yokladı. Kaç kez ölmüş ve kaç kez dirilmişti. 5’ten sonra saymayı bıraktığı için iyiliştirdiği ve dolayısıyla da öldürdüğü katillerin sayısını bulamadı. Aslında bulmak da istemiyordu. Saatine baktı, 09:05’ti saati. Sırılsıklam olmuştu terden. Soluklandı biraz ve etrafına dikkat kesildi. Mustafa Kemal Sahil Bulvarında araçlar yine hız yapıyordu. Hiç akıllanmayacağız dedi kendi kendine. Sporunun ilk aşamasını bitirmişti. Şimdiki istikameti Bahçelievler’deki spor salonu idi ve önünde koşulacak bir parkur ile Karantina’nın yokuşları vardı. Dinlediği şarkıyı durdurarak Timur Selçuk’un 80’lerin başında okuduğu Attila İlhan’a ait Karantina’lı Despina şiirini okumaya başladı. Bir yandan da Karantina yokuşlarını koşarak çıkıyordu. Spor salonuna hocası ile eşzamanlı olarak girmişti. Isınma hareketleri ve ağırlık çalışmalarını bitirdikten sonra kendisi için önemli olan yakın döğüş egzersizlerine geçmişlerdi. Salondan çıktığında saat 12:30’du. Evine yürüyerek giderken çevresindeki insanları incelemeye başladı. Her birinin ayrı ayrı toz pembe hayalleri vardı ve kimilerinin pembesi uçuyor ellerinde sadece tozları kala kalıyordu hayallerin. Radyoyu bir daha dinlemeyeceğim dedi; şu yeni D.A. parçası diline yer etmişti çünkü. Tüm bunları düşünürken evine geldiğini farketti. Doğruca banyoya girdi ve soğuk suyun altına attı kendini. Soğuk su ile duş almayı yaz kış hiç bırakmamıştı küçüklüğünden bu yana. Ve evet hakikaten bu duş çok iyi gelmişti. Bir sonraki durağı mutfağı olmuştu. Güzel bir kahvaltı hazırladı kendine. Şımartmayı seviyordu hem kendini hem de hayatındakileri. Kahvaltı aşamasından sonra salonunda hilal şeklinde konuşlandırdığı kanapelerinin arkasındaki hazinelerinin arasından geçen hafta alıp da bir solukta son aşamasına kadar okuyup da tamamlayamadığı Burak Turan’a ait Metruk kitabını okumaya başladı. Kitabı okumaya başladıktan bir süre sonra geçmişten gelen anılarına ev sahipliği yapmaya başlamıştı beyni:<br />
14 yaşında idi. Ailesi ile beraber İzmir’in yakıcı ve yapış yapış neminden kaçarak yazlığa gitmişlerdi. Yazlıktaki videodan porno izliyorken görmüştü kendini. Yeni uyanan cinselliğini teselli etmeye çalışıyordu. Bu sırada kapı çalınmış ve yan yazlıktaki üniversiteli hatun karşısına dikilmiş kapıyı açar açmaz dudaklarına yumulmuş ve zaten erekte halde bulunan erkekliği ile oynamaya başlamıştı ex Kemal’in. Dakikalar geçmeden hanım kızımız Kemal’in kucağında saçlarını savuruyor ve iniltiler içerisinde doyuma ulaşıyordu. Hemen arkasından da Kemal. Ve bu sevişmeleri 1 sefere mahsus değildi. Ardarda 2 kez daha birlikte olmuşlardı.<br />
Herşey olup bittikten sonra hanım kızımız bu konuyu sorun etmemesi gerektiğini söylemiş; bu davranışının sebebi olarak da kendisini aldatan sevgilisinden intikam almak olarak açıklamıştı bu garip sex maratonunu. Hatun Kemal’e kocaman bir öpücük vererek evden çıktıktan 15 dk sonra da ailesi eve gelmişti. Zamanlama süperdi. Ağzı kulaklarında idi Kemal’in. Banyosunu yapıp akşam yemeğini yedikten sonra akşam serinliğinde biraz dolaşmak amacıyla gezmeye çıktı. Yola çıktığında ilerideki kalabalık dikkatini çekmişti. Koşarak kalabalığın arasına karıştığında yerde yatan 5 yaşındaki kız çocuğunun donuk gözleri bir damla yaş ve kanla ona bakıyordu. Küçük kızın cansız bedeni yanında diz çökerek elini alnına koydu. Şimdi kızın beyninde idi. Babasından aldığı doğan görünümlü şahiniyle hız yapan 17’lik sürücü kendisine çarpmış ve kaçmıştı.<br />
İlk darbenin şiddeti ile minicik bedenin etleri ve kasları ezilmiş hemen akibinde de kemikleri kırılmıştı. Bir an için havalanmış, uçmanın ne güzel olduğunu ve bir kuş kadar özgür olmanın ne kadar mutluluk verdiğini hissetmiş ama yerçekiminin o kaçınılmaz etkisi nedeni ile yere kafa üstü çakıldığında kemiklerinin birbirine geçtiğini ve kafatasının kırılarak beyninin dağıldığını tarifi olmaz bir acı ile öğrenmişti. Hayat ne kadar acımasız bir öğretmendi. Zaten iç kanamadan dolayı da göğüs boşluğunda kandan bir okyanus büyüyordu. Ve bir kuşun kanadında göndermişti nefesini.<br />
Timur, nefesinin ve çektiği acının da beraberce azaldığını farkettiğinde adının Emel olduğu öğrenilen küçük kızın önce parmakları sonrasında da elleri hareket ederek can yakan bir haykırışla anne diye tekrar nefes almaya başlamıştı.<br />
Kalabalık donmuştu, herşeyi bir film edası ile izlerken aklı yerine gelenler küçük kızı kan gölünün ortasından uzaklaştırmışlardı bile. Şimdi tek bir sorunları vardı:<br />
Yerde yatan Timur ne olacaktı…</p>
<p>Devamı gelecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sehnaz.pacaci.org/tims-ii-26200905/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
	</item>
		<item>
		<title>Tim&#8217;s &#8211; I &#8211;</title>
		<link>http://sehnaz.pacaci.org/tims-26200905</link>
		<comments>http://sehnaz.pacaci.org/tims-26200905#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 May 2009 23:05:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Şehnaz Paçacı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deli Karga]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sehnaz.pacaci.org/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Gözlerini açtığında donmak üzere idi. Üzerini beyaz bir örtü kaplıyordu. Kendi kendine “Ulan; yan yattık, temmuzun ortasında kar altında kalıp donarak ölmek de varmış kaderde” diye söylendi. Birden bulunduğu yerin kar altında olmayıp da kapalı bir bölme olduğunu farketti. Morgda idi, ve bir an önce çıkması gerekli idi. Klostrofobisi vardı çünkü.Var gücü ile çıkarabildiği kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gözlerini açtığında donmak üzere idi. Üzerini beyaz bir örtü kaplıyordu. Kendi kendine “Ulan; yan yattık, temmuzun ortasında kar altında kalıp donarak ölmek de varmış kaderde” diye söylendi. Birden bulunduğu yerin kar altında olmayıp da kapalı bir bölme olduğunu farketti. Morgda idi, ve bir an önce çıkması gerekli idi. Klostrofobisi vardı çünkü.<span id="more-195"></span>Var gücü ile çıkarabildiği kadar yüksek ses çıkartmaya başladı. Umudu görevlilerin bir an önce sesini duyması idi. Talihi yanında olacak ki bir görevli beti benzi atmış bir şekilde onu bulmuş özgürlüğüne kavuşturmuştu. Ertesi gün bu olay yerel gazetede mucize diye –çünkü ölümünün üzerinden nerede ise 8 saat geçmişti– yayınlanmış ve o yayından sonra evinin telefonları susmak bilmez olmuştu. Diğer gazeteler ve haber kanalları onunla röportaj yapmak istiyorlardı. Ama O, göz önünde bulunmak istemiyordu. Hemen bir plan yaptı ve soluğu doğruca kimsesizler mezarlığında aldı. Kendi boyuna uygun yeni gömülen bir cenazeyi ebedi istirahatgahından çıkartarak evine götürdü. Gerekli düzeneği kurarak kimsenin bilmediği 2. evine gidebilmek için ardında yanan evi bırakarak kimseye görünmeden evden uzaklaştı. Olay adli makamlar tarafından doğal gaz patlaması olarak nitelendirildi ve evin külleri ile karışan külleri ailesine ait mezarlığa gömüldü.<br />
Evine girdiğinde yaptığı ilk iş nüfus idaresindeki buğday tenli fıstığını aramak olmuştu. Kendisine bir iyilik yapıp yapamayacağını sormuş ve 15 dk.lık pazarlık sonucunda yeni kimliğini hazır hale getirmişti. Yapacağı tek şey fıstıkla ateşli bir gece geçirmekti. Aslında işine geliyordu ama bu tempo dinlenme imkanı bulamayan birine ağır gelmişti ve fıstıpın banka hesabına yüklüce bir para göndermişti. İyi ki dedi kendi kendine kardeşimin adına açılan hesapta bir miktar ihtiyat akçesi tutuyorum&#8230;Ve sonra derin bir uykunun kollarına kendini bıraktı. Herzaman tekrarlayan rüyayı görmeye başlamıştı yine. Bilseydim yanıma patlamış mısır ve bira alırdım uyumadan önce diye düşündü. Evet, rüyasına hükmedebilenlerdendi ama ne hikmetse bugün tekrar izlemeyi tercih etmişti rüyasını:<br />
Doğumunu gördü; bir kadir gecesinde doğmuştu. Ailesi sevinç içinde idi ne kadar kutlu bir doğumdu bu. Bu kutlu doğumun bir hediyesi de vardı dünün Kemal’i bugünün Timur’una: Tedavisi mümkün olmayan hastalıkları iyileştirebiliyordu. Daha da önemlisi yeni ölen birini bile diriltebiliyordu. Ama her güzel şeyin bir karşılığının olduğu gibi bu iyileştirme yetisinin karşılığı da Ölümdü&#8230; Tedavi ettiği hastalığın şiddetine göre bazen 1 saat kimi zaman da 1 gün ölü halde kalıyordu&#8230;<br />
Sonra ilk tedavisini gördü: Dedesi kolon kanseri olmuştu ve O’nu iyileştirmişti. Daha 6 yaşında idi o zaman. Dedesini iyileştirdikten 1 saat sonra gözleri kararmıştı. Gözlerini açtığında başucunda siyah bir panter vardı. O’na korkmaması gerektiğini bundan sonra iyileştirdiğ her insandan sonra buraya sık sık geleceğini, geri dönebilmesinin kendisine verilen görev yada görevlerin yerine getirmesinden başka bir şartı olmadığını anlattı. Görevler son derece basitti:<br />
Panterin onunla konuşması bittikten sonra gözlerinin önüne tüm bilgileri gelen kişiyi öldürmeliydi. Bu kadar basitti işte&#8230;<br />
Sonra ilk kurbanını gördü hamile bir kadın. Olmaz, yapamam dedi. Ben daha 6 yaşındayım nasıl birini öldürebilirim ki? Cevap hiç gecikmeden geldi: Yaşamak için öldürmelisin ve bu; senin için bebekken altını doldurmaktan çok daha kolay olacak inan bana&#8230; Sonra yola koyuldu. Etrafı ölen insanlarla dolu idi. O zaman anladı; bulunduğu yer Katillerin Şehri idi. Ve burada hiç birşey cezasız bırakılmıyordu İlahi adalet tarafından&#8230;Hamile kadına yavaşça yaklaştı. Elinde nasıl kaldırdığına bile inanamadığı bir balta vardı. Havada baltayı bir tam tur attırdıktan sonra kurbanının boynuna indirdi. Balta olanca hızı ile kadının boynunun sağ tarafından deriyi, kası ve damarları yırtarak girmiş; omurgayı parçalayarak sol tarafa doğru yaptığı yolculuğuna devam etmiş yine damarları kası ve deriyi yırtarak sol taraftan çıkmıştı. Bu ilk olmasına rağmen büyük bir haz duyuyordu görevinden. Sonra vücuttan ayrılan başı tekmeleyerek kadını sırt üstü yatırdı. Kan koyu kıvamlı bir şerbet gibi usul usul akıyordu vücuttan. Sonra silahını tekrar kaldırdı. Balta indiğinde bu seferki hedefi kadının karnındaki bebekti. İşini sağlama almak istiyordu çünkü. İlk darbede bebeği ortaya çıkartmış ikinci darbeyi de kırılan kemik seslerini duymak için göğüs kafesine indirmişti. Terini silerek kurbanlarının kanından bir damlayı tatmış ve o anda da gözlerini açmıştı. Ailesi onu izliyordu&#8230;</p>
<p>Dilinde kan tadı ile uyandığında sabah saat 07:30’du ve spor yapması gerekiyordu&#8230;.</p>
<p>Devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sehnaz.pacaci.org/tims-26200905/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
	</item>
	</channel>
</rss>
