Ah be İzmir…
Hatay’dan aşağı salıp kendimi denize kadar yürümeyi çok özledim. Her daracık sokakta karşıma çıkan başka bir hikayeyi cebime koyup, Güzelyalı sahilinden denize fırlatmayı özledim. İlk defa gördüğüm birinin, sokakta kıstırdığım kedi için “buranın müdavimi o tekir, yavruları da aha şuracıkta, şurada da mama kapları işte” diye başlayıp, mahallenin tüm kedilerini saymasını özledim. Evlerin önünden geçerken buram buram yayılan gül ve yasemin kokularını çok özledim. Köşe başındaki dondurmacıdan aldığım dondurmayı ağzıma yüzüme bulaştırarak yerken karşıdan elindeki poşetiyle yavaş yavaş yokuşu çıkan yaşlı teyzenin bana mendil uzatmasını özledim. Güzelyalı’dan Alsancak’a salına salına yürümeyi, Sevinç’in önünde arkadaşlarla buluşmayı, geç kalsalar bile aynı noktada bekleyen insanlarla muhabbete başlayıp, sonra hep beraber gidip eğlenmeyi özledim. Güneş batarken Liman’ın önündeki çimlere yayılıp uzaklara dalmayı özledim. Turuncunun en güzel tonunda, tatlı tatlı İzmir yeli eserken, “hadi oturuyoruz madem, kapın 2 bira da şenlenelim” deyip, biralarımızı tokuşturmayı özledim. Kafam atıp da dellendiğimde Alsancak’tan binip vapura Karşıyaka’ya geçmeyi, o masmavi sakinliği özledim. “Ohh be şükür ki İzmirliyim” dedirten her anını özledim.
Ah be İzmir…
Çok özledim seni.
Fotoğraf : Can Paçacı – 2009
